9 Mayıs 2013 Perşembe

Tarçınlı Çay

Böyle cenaze ağırlığı çökmüş günlerde iyi geliyor tarçınlı çay. Yazları tarçınlı gül çayı, kışları tarçınlı zencefil. Zencefil kökü aslında beyaz değil biliyor musun? Zencefil kökü aslında zenci bir fili andıracak kadar kara. Kara demişken... yakışır mı tarçın kahveye? 
Mutluluğum, hüznüm, karmaşıklığım, kırgınlığım, dalgınlığım ve öfkem! ama en çok öfkem. Bugün en çok onu seviyorum. Az sonra tarçınlı çay içeceğiz. Öfkem ve ben. Bu ikimizi de mutlu edecek. Eski şarkıları yad edeceğiz. Belki o mırıldanır birini. Benim sesim güzel değil. Ben ancak dinlerim. Çayımdan bir yudum alır ve dinlerim. Çay satacağım tahta masalı küçük bir dükkanın hayalini kurarız kısa bir süreliğine. Sonra unuturuz. 

3 Şubat 2013 Pazar

26- Çok gizli yemek tarifi

göz kapaklarım öyle minik ki, kapattığımda örtmüyor gözlerimi bir türlü. uyuyamıyorum.
uyku bandı olsaydı baş ucumda. yastığımı kapatsam suratıma. yorganı çeksem yüzüme. derken zil çaldı.
Elinde, boyası yer yer soyulmuş kırmızı emaye tenceresiyle kapıma dayanan bu bembeyaz kadın, olsa olsa komşu olur diye düşündüm. kapıyı açtım. selamlaştık. tanıştık.
"Ben Mortishia. pek sık karşılaşacağımızı sanmıyorum. ışığınızı görünce, uyanık olduğunuzu düşündüm. tanışmak istedim. umarım rahatsız etmiyorumdur."
"ben... Hirut. evet hirut. lütfen içeri buyrun. "
Mortishia hastanede hemşirelerin giydiği beyaz terlikleri andıran ayakkabısıyla içeri girdi. Evi benden daha iyi tanıyor gibiydi. tereddüt etmeden sağa döndü. belli ki salonun yerini iyi biliyordu.
Elindeki tencereyi aldım. Tuhaf kokusuna rağmen, kibar gibi biri davrandım. "nefis görünüyor" dedim.
"eşim yaptı. diye yanıtladı. Poe. eğer meşgul olmasa benimle gelmesini isterdim. umarım birgün karşılaşırsınız."
 Oysa ben ne onu ne kocasını ne de bu apartmanda yaşayan herhangibiri hakkında herhangi bir şeyi merak ediyor değildim. Ne kadar az kişiyle tanışırsam,  karşılaştığımda o kadar az kişinin adını hatırlamak için sıkıntı çekerim. isimleri akılda tutmak konusunda hiç iyi değilim.
Mortishia'yla sohbet etmek uykumu getirmişti. cümleleri kafamda toparlayamıyordum. Aslında bunu çok da önemsemiyordum. Muhtemelen benim zihnimi bulandıran maddeler kullandığımı düşündü. tutarsız cevaplarımı başka nasıl açıklardı kendine. gürültüden rahatsız olup olmayacağımı, çirkin insanlara tahammül edip edemediğimi, demire karşı alerjim olup olmadığını sordu. O da uyuyamamıştı besbelli. geç saatin vermiş olduğu etkiden olsa gerek, sorularına anlam veremedim. adaçayı demlemeyi teklif ettim. bana eşlik edemeyeceğini söyledi. ve gitti. onu uğurladıktan kısa bir süre sonra kapattığı ev kapısının sesi apartmanda duyuldu.