23 Ocak 2012 Pazartesi

Deli Gömleği

Bu yıl oyunculuk kariyeri açısından verimli geçmemişti. Başarılı yapımları kovalarken, zaman hızla akıp geçti. Yıl ortasıydı ve tüm roller kapılmıştı. Şu an için maddi bir sıkıntısı bulunmamasına rağmen ileriyi düşünmeli ve bir an önce gelen tekliflerden birini kabul etmeliydi. Seçici olmadığı için kendini yaptığı işe ihanet ediyor gibi hissetti. Fazla uzun sürmedi. Uzun çalışma saatleri sonrasında sıra kostümlü provaya gelmişti. Kostümlü provalar oyuncuların sırtlarına olağan dışı bir stres yükler. O ana kadar akıllarında canlandırdıkları hikaye bir anda sihirli değnek dokunmuşcasına rengarenk oluverir. Kostümlerin ağırlığından mı bilinmez, bu kez normalden biraz daha uzun sürer oyun.
Kuliste yoğun sigara dumanı, dedikodular ve prova sonrasının planları...Koşa koşa girdi kulise.Geç kalmıştı aslında ama asla başlamazdı zamanında. Askılıktaki bir dolu kostümün arasından kendininkini buldu. Arkadan fermuarlı sarı bluzu ve geniş paçalı pantolonu giydi aceleyle. Birkaç dakika sonra sahnedeydi. Dönem tiyatrosuydu hazırladıkları. Oynarken çok zevk aldığı söylenemezdi. Yine de her zamanki gibi üstesinden geliyordu. Yaklaşık üç saat oynadığı rolün içinde yaşadı. Orası başka bir yerdi. Gerçekte zaman durmuş, onun sahneden inmesini bekliyordu. Prova uzayınca 'gerçek zaman'ın canı sıkıldı. Tiyatrodan dışarı çıktı. Biraz hava alacaktı, biraz yürüyüş iyi gelecekti. Şehrin gangsterleri tarafından rehin alınacağını tahmin edememişti.
Sahneden indiğinde bir tuhaflık olduğunun farkındaydı. Kendini iyi hissetmiyordu. Bulunduğu yere ait değilmiş gibiydi bu his. Tuhaf. Beraber vakit geçirmekten pek haz etmediği arkadaşlarından özür dileyip prova sonrası planlarını iptal etti. Bir an önce eve gitmek istiyordu. Kıyafetlerini bile değiştirmeden aceleyle çıktı tiyatrodan. Taksiye atlayıp eve gitti. Açık unuttuğu antrenin ışığı hala yanmaktaydı. Yorgun hissediyordu. Bir an önce uyumak için üzerindeki kıyafetlerden kurtulmak istedi. Sabah katlayıp koyduğu yerden aldı geceliğini. Kollarını çaprazlayıp üzerindeki bluzu aşağıdan yukarı sıyırmaya çalıştı. Ama gömlek dardı. Çıkaramadı. Önce arkadaki fermuarı açmalıydı. Sağ elini kaldırıp omzundan arkaya uzattı. Fermuarı yokladı. Ucundaki metali yakaladı ama indirirken dikkatli olmalıydı. Ucuz kumaş kolayca yırtılabilirdi. Hafifçe çekiştirdi. Bir türlü indiremedi. Antredeki boy aynasına gitti. Sırtını aynaya döndü. Kafasını çevirdi ve fermuarı görmeye çalıştı. Uzun siyah saçlarını omzunun üzerinden öne aldı. Bu sefer kolunu belinden arkaya geçirip fermuara uzandı. Parmak uçları fermuarın dişlerini bir bir tırmandı ama fermuarı indirecek kadar yukarı uzanamadı. tekrar odasına gitti. Bu kez kollarının her ikisini de havaya kaldırıp bluzu yakasının iki tarafından tutup yukarı çekmeye çalıştı. Fermuarı açmadan göğsünden yukarı çıkmasının imkanı yoktu. Kollarını bluzun içine sokarak, ters çevirip çıkarmayı denedi. Bluz kollarının her ikisini birden içine sokması için çok dardı. 
Yorgundu, uyumak istiyordu. Üzerindeki kıyafet buna engel değildi. İçinde bulunduğu bluzle de rahatlıkla uykuya dalabilirdi. Perdeleri kapattı, ışık söndü. 

18 Ocak 2012 Çarşamba

6. "Gala ile akşam yemeği"

Genç kamarot biletimi kontrol etti. Üzerinde yazan ismi gördüğünde gülümseyerek gemiye davet etti. Elindeki listeden Emma'nın karşısındaki boşluğu işaretledi. Gemi bu şehre yanaşması imkansız denebilecek kadar muazzamdı. Ahşap merdivenler ve ışıltılı avizeler koridorları süslüyordu. Odamı görmek için sabırsızlanıyordum. Karşıma çıkan ilk görevliye biletimi gösterdim. "geçen sefer memnun kaldığınız için size aynı kamarayı verdik" dedi adam. Demek Emma'nın bu gemideki ilk yolculuğu olmayacaktı.
Teşekkür edip odamı kendi başıma buldum. Denize bakan, balkonlu, hoş kokulu...Dolaba eşya yerleştirme telaşı olmadan seyahat etmek ne hoş.
Ah bir bilseniz Emmanın kim olduğunu, hayret edersiniz. Ben öyle hazırlıksız bir anımda öğrendim ki, elim ayağım birbirine dolandı. Nasıl oldu anlatayım.
Gemi güzeldi, hele benim gibi ölümü tadan ama henüz yemeyi bitirmeyen biri için muazzam güzellikteydi. İçinde bulunduğum durumdan dolayı aşırı tüketme eğilimi gösteriyordum. Dünyada karşıma çıkan her türlü güzelliği tüketirsem öteki tarafa huzur içinde göç edebilecekmişim gibi. Haliyle gemide mükemmel bir akşam yemeği yemek için koşar adım yemek salonuna ilerledim.Gemi bir kaç saat önce hareket etmiş, yolcular yavaş yavaş salona gelmeye başlamışlardı. Yemeğimi sipariş ettim. 4 kişilik masamda tek başıma beklemeye koyuldum. Salon iyice dolmuştu ki, garsonun elindeki yemek tabağıyla benim masama yöneldiğini gördüm. Günün spesiyali olan lotus yaprağında pekin ördeği... Aynı anda yaşlıca bir adam salonun ortasında yer alan pianonun yanında belirdi. Elinde kablolu mikrofon tutuyor bir yandan kabloyu çekiştirip öte yandan ses kontrolü yapıyordu. Sesi istediği seviyede ayarlayınca söze "baylar, bayanlar" diyerek başladı ve içinde Emma'ya övgüler yağdıran bir dizi cümle sıraladı. Sözlerini ve bakışlarını bana yöneltmişti. Telaşlandım. Bana bakan kalabalığı başımla selamladım.Yaşlı adam susmak bilmiyordu. Böyle uzun bir girizgahın bir felakete sebep olacağı belliydi.Olan oldu.Emma müziğini icra etmek için pianonun başına davet ediliyordu.Çaresizdim.Afallamıştım.Madem Emma geminin sanatçısıydı, beni nasıl o sanabilirdi ki bu insanlar.Görünüşümüz bu kadar benziyor olabilir miydi.Yapmacık bir nezaket takındım tavrıma.Ağır adımlarla ilerledim ve sandalyeye oturdum.Parmaklarım titriyor, vücudum soğuk soğuk terliyordu.Nasıl başardım bilmiyordum ama o gece ilk kez piano çaldım ve sanırım herkesi kendime hayran bıraktım.
Yolculara, efsanelere konu olan prenses Zeldanın melodisini çaldım.

10 Ocak 2012 Salı

koskenkorva

Kim bulacak beni.bir pazar kahvaltısı öncesi sıcak ekmek kuyruğunda.Kahvaltı sever biri, mutluluğu arayan biridir.filmleri sever ama kısaları daha iyidir.
Uykumu bölecek biri.Kırmızı ışıkta arabası duracak benimkinin yanında.Yeşil yanınca kornaya basacaklar.O geçip gidecek.Ben izin vereceğim gitmesine.
Sahi biri susturacak mı şu müziği.Yazmaya devam edeceğim piano sesi mühletince.Sustuğunda elim gidecek tekrar düğmesine.Gürültülü müzikler dijital, ağır olanlar canlıyken dinlenir.Bir konser esnasında susarsa müzik, parmaklarım geziniyor olacak yüzünde.
Aklımı karıştıran tüm soruları silecek biri.Üstelik cevaplamadan yapacak bunu.Benim sorunum olmaktan çıkacak big bang teorisi.Nietzsche söylemişti değil mi Tanrının öldüğünü.Dünyaya adayalım öyleyse kendimizi.
Son yudumuna kadar içeceğiz ince belli bardaktaki çayımızı. Son yuduma kadar devam edeceğiz.Sonrası kimsenin umurunda değil.Çaysız bir hikayenin tadı olmayacak nasılsa. Tatsız bir masal değildi anlatmak istediğim.Vasiyetini yazmaktan keyif alan kızla, kıyamet kopar kopmaz dağlara yerleşmek ve keçilere fal bakmak için sabırsızlanan adamın hikayesini yazmak isterdim.Yazamam ki.Yazarsam gerçek olmaz.