birkaç saatimi, film endüstrisinin ışıltısını yansıtan renksiz bir film izleyerek renklendirdim. sonra da, üzerinden vakit geçtikçe beğenim sönmesin diye hemen hakkında birşeyler yazmak istedim.
hayal gücü geniş sahne ise bunu göstermek için sınırlıydı.sınırsız mekanlarda kayda alınan oyunları perdeye yansıttılar.
ses o zamanlar da geriden gelmekteydi.henüz görüntüye yetişemediğinden orkestralar hep yanıbaşımızdaydılar. öyleyse sinemaya smokinle gidilmeliydi. Oyuncular ya oradaysa, perdenin arkasında...
"people want new faces, talking faces"
filmde beğendiğim çok şey vardı. ses sinemaya bulaşmasa da film bitmese der gibi oldum. sanki biraz yeşilçam tadı vardı diyeceğim ama bunun sebebi mimiklerdeki abartı olsa gerek.
"there is one thing we could try" - a new thing!!!
değişim! değişime ayak uydurabilenler, uyduramayanlar, değişime sebep olanlar ve değişimle birlikte yok olanlar
Belki bugün bu filmi pijamamla bilgisayar ekranından izliyorum.belki 80 yıl önce bir sinema salonunda topuklu ayakkabılarım ve eldivenlerimle izlerdim.o gün izlediğim filmin ilk sahnesinde tap dance yapılırdı ve ben hayran kalırdım.Sonra bir gün 3d teknolojisi gelir ve filmler değişirdi.artık artistler dans etmez, seyirciler smokin giymezdi.
27 Şubat 2012 Pazartesi
26 Şubat 2012 Pazar
Olmam gereken yer
Dışarıdan bakınca söyleyebileceğim şu; kendinizi tanımak için gereğinden fazla zaman harcıyorsunuz. bir de başkalarını tanımaya vakit ayırsanız...eminim daha keyiflidir.
aslında yukarıdaki çok bilmiş iki satırı yazmak için açmadım bu kaydı. Ne yazacağım aklımdan gitti. Uçtu. Şimdi aklım asıl olmam gereken yerde. Rahat bırakacağım. Orada kalsın. Burada çoğunlukla ona ihtiyaç duymuyorum. O gelene kadar idare edebilirim.
aslında yukarıdaki çok bilmiş iki satırı yazmak için açmadım bu kaydı. Ne yazacağım aklımdan gitti. Uçtu. Şimdi aklım asıl olmam gereken yerde. Rahat bırakacağım. Orada kalsın. Burada çoğunlukla ona ihtiyaç duymuyorum. O gelene kadar idare edebilirim.
13 Şubat 2012 Pazartesi
7. Arka kapı aralık
Ünlü bir yalancının sözlerini hatırlarım. Ben kimi istersem onu olabildiğim için yalancı sayılmam.
Zeldanın ahengi uzun bir süre geminin çeperlerinde yankılandıktan sonra yolculardan gelen beğenileri kabul ettim. Yemeğim soğumuştu. Bu durumdan memnun değildim. Piano çalabildiğime sevinecekken yemeğimin soğuduğuna üzülüyor olmam, gerçekten ölmekte olduğumun işareti olmalı.
Hayalet gemide çekilen bir sinema filminin baş rol oyuncusu olabilirdim. Bir tüccarın kızı yada bir dükün karısı.
Güverteye çıktım. Temiz hava bir çok çıkmazın arka kapısıdır derler. Haklı olmalılar.
Merak ediyorsanız şunu belirtmeliyim ki, gemimizin güvertesi romantik filmlerin aksine son derece rüzgarlı ve gecenin geç bir vaktinde içeriye tercih etmeyeceğiniz türdendi. Bu yüzden vücudunun yarısını korkuluklardan aşağı sarkıtan Ursula hemen gözüme çarpmıştı. Bir süre ona bakmadan denizi izledim. Göz göze gelirsem sohbet etmem gerekebilirdi. Ama başkalarının çıkmazlarını dinlemeye değer bulmuyordum. Kafamı kurcalayan yeterince problem vardı zaten. Mesela midem, bu gemiye binmeden önce de bulanıyor muydu?
Bir kaç kez Ursulanın bakışlarını üzerimde yakaladım. Sonrasında dayanamayıp yanına gittim. Bu arada insanlara göründüğüme dair duyduğum şüphe hayli azalmıştı. Basbayağı beni görüyorlardı işte. Belki benim belki de Emmanın suretiyle. Ölüp Emmanın bedenine girmiş olmam da imkansızdı. Emma gözlerimin önünde denize gömülmüştü. Zaten reenkarnasyon bana hep saçma gelmiştir.
Ursulayla tanışıp bir kaç saat sohbet ettik. Bana pişmanlıklarından, pişmanlıklarının sonucu aklına yer eden Kronk'tan ve gemide tanıştığı adam Philip'in anlattıklarından söz etti. Philip'le tanışalı 2 gün olmuştu. Belli ki hala Philip'le yaptıkları konuşmanın etkisindeydi. Yarın 3. gün diye ekledi. O an anlam verememiştim 3. gün oluşundaki ehemmiyete.
Benim Philip'le bizzat tanışmam daha sonraları oldu. Ursulayı neden böylesine etkilediğini bilmiyorum ama bendeki etkisi tamamen farklı ve sanırım bir o kadar da faydalı oldu. Onunla tanıştıktan sonra yaşadıklarımın tuhaflığında sebepler aramaktan vazgeçtim. Sebepler her ne ise benim sonuçları değiştirmeme olanak tanımayacaktı nasılsa. Ya da böylesine inanmak işime geldi.
Benim Philip'le bizzat tanışmam daha sonraları oldu. Ursulayı neden böylesine etkilediğini bilmiyorum ama bendeki etkisi tamamen farklı ve sanırım bir o kadar da faydalı oldu. Onunla tanıştıktan sonra yaşadıklarımın tuhaflığında sebepler aramaktan vazgeçtim. Sebepler her ne ise benim sonuçları değiştirmeme olanak tanımayacaktı nasılsa. Ya da böylesine inanmak işime geldi.
10 Şubat 2012 Cuma
1900lerden pesimizm dalgası
İçimdeki şey, ergen dönemlerin nefreti değil artık. Gerçekçilikten uzak gençliğe, ağız dolusu mide bulantısı. Kimliğinden böylesine uzak yaşayan çevreme bakıp yabancılaştığımı hissediyorum. Sonra endişe hakim oluyor anlık duygularıma. Bir bakıyorum endişeden ibaret olmuş gelecekteki arkadaşlıklarım.