Yurdun üç bir tarafına yayılmış serin sulardan istifade etme, biraz serinleme, biraz eğlence maksadıyla düşmüştük yollara. Her yanı mezarlıklarla çevrili, o berrak deniz gözümün önünde canlandıkça, yüzme arzusuyla yanıp tutuşuyor, bir an önce hevesimi serinletmenin yollarını arıyordum. Asfalt yollar son bulduğunda, daracık toprak yollarda yuvarlandı dört çekerin tekerleri. Asfaltla birlikte medeniyetin karanlığını da geride bırakmıştık sanki. Sagda ve solda, önümüzde ve arkamızda bırakarak ilerledik mezarlıkları. Nasıl olurda bunca insan aynı yerde can vermiş olabilir diye düşünmeden edemiyor insan. Sonra birkaç kilometre ötede görünen eşsiz manzaraya takılıyor gözüm. Ve anlamak kolaylaşıyor o anda.
Deniz ellerini uzatıyor kumsala. Sonra çekiyor kendini geri. Sevdiğini peşinden sürükleyen bir sevgili gibi.
Deniz çekiyor beni derine. En maviye. Balıkların bile bilmediği ücralara. Sonra kuma emanet ediyor. Kıyıda buluyorum tuzlu bedenimi. Güneş alıyor denizi benden. Tuzu bırakıyor saçlarımda. Sonra kumsalın tüm ıssızlığını bırakıyor bize. Sanki bizi cezalandırır gibi ışığını çekiyor üzerimizden. Oysa az önce buradan geçmişti yüzlerce keçi. Az önce burdaydı sürüyü kendi haline bırakıp, nöbetleşe de olsa denizde serinleme molası veren çoban köpekleri.
Tekrar sabahı beklemeye koyulma vaktiydi. Bizi kumsaldan atıp, denizle başbaşa kalmak isteyen rüzgara inat kurduk çadırımızı. Beklemeye koyulduk. Ayışığı yorulmak bilmiyordu. Oysa biz yorgunduk. Şehirliydik. Ve tabii ki yorgunduk. Başka türlüsü düşünülemezdi. Öylesine yorgunduk ki sırt çantalarımızda taşırdık uykumuzu. Olurda güvenli bir sığınak bulursak hemen kapayalım gözlerimizi diye. Derste, otobüste, trende... Kalabalık güvenli, yalnızlık tehlikeliydi. -şimdilerde değişmiş olabilir-
Çadırda kaldığımız o gece, aydınlanmak bilmedi bir türlü. Tehlikeli yalnızlığımız, mezarlıklardan gelen tuhaf seslerle bir olup aklımıza oyun oynadı tüm gece. Plaj havlularımıza sarılıp dua ettik bir önce sabaha ulaşmak için. Dualarımıza hızlı karşılık bulamayınca yazmaya başladım ben de. Tecrübeliydim. Ne zaman sabah olmasa, girerdim yorganın altına ve büyülü sözcükler yazmaya başlardım parmak uçlarımla. Yazdıkça hızlanırdı zaman. Sanki yalnızca yazdıkça dönüyordu dünya.
