15 Temmuz 2012 Pazar

Bir keresinde karar vermistim, guzel bir hikaye yazmaya

Su an en guzel hikayemi yazmaya karar verdim. Belki bir hikaye olmaz. Bundan emin degilim. Kategorilendirme hic beceremedigim is.
Neyse, bugun en guzel... Hayatim boyunca yazacagim en guzel seyi yazmaya karar verdim. Bu yuzden guzel bir cafede oturdum. Taninmamak icin gozluklerimi taktim. Kimsenin beni taniyacagindan degil de, ne zaman bir karar versem, biri gelir mahfeder. Bugun de verdigim karardan beni dondurecek her turlu aksiligi degerlendirdim ve bu minik kafeye geldim. Ne diyorduk? Heh, evet. Gunes Gozluklerimi taktim. Cunku taninmak istemem. Sonra menudeki en pahali yiyecegi istedim. Ama sanirim onu yemekten vazgectigim icin cok vakit gecmeden garsonu cagirip siparisimi degistirmeliyim. Daha guzel bir sey yiyecegim. Menunun en guzel yemegini secmek icin uzun uzun dusunecegim. Ve tabii ki hazirlanma suresi en uzun olanini secmeye ozen gostercegim. Yazdigim yazinin en guzel yerindeyken birinin bu kafede cok oturdugum icin beni kapi disari etmesini istemem. Gerci simdiye kadar ne boyle birsey yasadim ne de sahit oldum. Dedim ya bugun, butun onlemleri aliyorum. Kafenin en guzel masasi benim. Gunes tam istedigim kadar aydinlatiyor bu masayi. Masa aydinlik fakat sandalyemin bulundugu yer golge. Muzik hafiften kulagima caliyor, disaridaki sokak fonu da muzige eslik ediyor. İkisinden biri agir basmiyor. Bu yuzden ne muzige ne de sokak sesine gurultu demek mumkun degil.
En guzel hikayemi yazmak icin hazirim. Yada her ney ise...belki once biraz atistirmaliyim. Karnim tokken daha yaratici olurum. Guzel seyler yazmak, oncelikle zaruri ihtiyaclardan arinmis olmayi gerektirir. Bir kac lokma yeterli. Fazlasi midemi bulandirir. Ne vakittir midem bulaniyor boyle. Epey oldu. Baharin ilk gunleriydi yanlis hatirlamiyorsam. Mevsim degisikligindendir diyerek gecistirmistim. Mevsim degisti, bulantim kaldi. O tarihlerde yasadigim baska birsey bozmus olmali midemin moralini. Dogumgunum dolaylariydi. Dogumgunlerim lanetlidir benim. Ama ondan bir sure once veya bir sure sonra, hayatimin en iz birakan kisisiyle tanismistim. Hayatimin en guzel gunleriydi. O zamanlar farkinda degildim. Belki ileride daha guzellerini yasarim. Ama simdiye kadarki en guzel gunler onlardi. Toplasan 3 gun filan. Yemek yedik, gulduk biraz, daha cok tartistik. Yer yer kizdik. Bir daha da birbirimizi gormedik. Gorsek yine en guzel gunumuzu yasayabilirmiyiz bilmem. Gecmiste onunla bir kac gune sahip olmak bile keyifli. Benden birsey istemisti. Ben de yapmamistim. Kendim istemedikce bir sey yaptigim gorulmus olay degildi. Kizgindim. Kizmis oldugum icin o an ne soylese asla yapmazdim. Sonra bir daha gormedim iste. Yapsam hala gorusuyor olurmuyduk bilmiyorum. Sonra kendim isteyerek yaptim gerci. Hayir ne oldugunu soylemeyecegim. Kimse bu yaziyi ustune alinsin istemem. Gelecegi goremedigim anlarda soz verdigim gorulmemistir. Beni oldugum gibi kabul etmeyi becerebilse onu asla birakmazdim. Simdi bir baskasiyla birlikte oldugunu bilsem uzulurmuyum... Belki biraz. Ama onunla gecirdigi bir gunun, birlikte gecirdiklerimizden daha guzel olmasi... İste bu beni sahiden uzer. Uc noktali cumleleri sevmiyorum. Beni gereginden fazla dusunduruyor.
Sahane!!! bundan aylar once midemin keyfini kacirmisti, simdi de en uzel hikayemi sabote etti.

13 Temmuz 2012 Cuma

Bir garip mucadele

Telefon, internet, email, instant mesajlar, sms, facebook,instagram vesaire. Hepsini kapatinca yok olmak tehlikesi. Tehlikeden de ote bir varolus mucadelesi.
Mesela telefonu olmayan birinden aramasini da beklemiyoruz. Mail adresini bilmedigimiz kisinin mailleri icin sabirsizlanmiyoruz. Mesaj atmayinca karsimizdakinin cevabini merak etmiyoruz.
Aslinda uygarligin yeni trendi iletisim bagimliligi bizi ne cok beklentiye sokuyor. Hatta bazen kurdugumuz hayallerin tadini cikarmaya vakit tanimadan onlari yerle bir ediyor. İcimizdeki merak duygusunun omru giderek kisaliyor.
Bu yuzden telefon kullanmazken cok daha ozgur hissederiz. Kimse bize ulasamadigindan degil, biz yalniz istedigimiz kisilere ulasabilecegimizden ve zihnimizde baska insanlar tarafindan sorulma beklentisi yer etmediginden.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

21- Üç vakte kadar güneş batacak

Şimdi tekrar yoldaydım. Yol bir uzun asfalttı. Önümde uzanmıştı. Çiğneyerek geçtim. Sıcaktı. Ayağımdaki espadrillerin erimesine ramak kalmıştı. Belki de lastik tabanı yer yer sıcaktan kavrulan asfalta yapışmış, kalmıştı.
Sonra bir hippi minibüsü gördüm. Yanıma yanaştı. Hiç sormadılar kim olduğumu. Katılmak isteyip istemeyeceğimi sordular yalnızca. Eğlenceli tiplere benziyorlardı. İçlerinden biri, mavi gözlü olan, yakışıklı bir aktörü andırıyordu. O değildi tabii. Ünlü yıldızlar yalnızca ünlüdür, sefil görünümlü ve eğlenceli değil. Bir tanesi vardı içlerinde. O da ilkokulda aynı sırayı paylaştığım küçük arkadaşımı andırıyordu. O olabilir mi diye yanına oturdum. Yüzündeki kıvrımları inceledim çaktırmadan. Bir ben olmalıydı boynunda. ama uzun saçları boynunu örtmüştü. göremedim. Adını sordum. Önce sıcacık gülümsedi, sonra cevap verdi. "hiç birimizin gerçek isimleri yoktur. Çünkü gerçek aslında kaybolmuştur. o yüzden sen nasıl istersen öyle seslen bana. mesela ben sana Cecilia diyeceğim. olur mu? Cecilia... bence yakıştı."
"pekala. bende..." ilkokul arkadaşımın adını düşündüm bir kaç salise "ben de sana Emile diyeceğim."