Şimdi tekrar yoldaydım. Yol bir uzun asfalttı. Önümde uzanmıştı. Çiğneyerek geçtim. Sıcaktı. Ayağımdaki espadrillerin erimesine ramak kalmıştı. Belki de lastik tabanı yer yer sıcaktan kavrulan asfalta yapışmış, kalmıştı.
Sonra bir hippi minibüsü gördüm. Yanıma yanaştı. Hiç sormadılar kim olduğumu. Katılmak isteyip istemeyeceğimi sordular yalnızca. Eğlenceli tiplere benziyorlardı. İçlerinden biri, mavi gözlü olan, yakışıklı bir aktörü andırıyordu. O değildi tabii. Ünlü yıldızlar yalnızca ünlüdür, sefil görünümlü ve eğlenceli değil. Bir tanesi vardı içlerinde. O da ilkokulda aynı sırayı paylaştığım küçük arkadaşımı andırıyordu. O olabilir mi diye yanına oturdum. Yüzündeki kıvrımları inceledim çaktırmadan. Bir ben olmalıydı boynunda. ama uzun saçları boynunu örtmüştü. göremedim. Adını sordum. Önce sıcacık gülümsedi, sonra cevap verdi. "hiç birimizin gerçek isimleri yoktur. Çünkü gerçek aslında kaybolmuştur. o yüzden sen nasıl istersen öyle seslen bana. mesela ben sana Cecilia diyeceğim. olur mu? Cecilia... bence yakıştı."
"pekala. bende..." ilkokul arkadaşımın adını düşündüm bir kaç salise "ben de sana Emile diyeceğim."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder