18 Ocak 2012 Çarşamba

6. "Gala ile akşam yemeği"

Genç kamarot biletimi kontrol etti. Üzerinde yazan ismi gördüğünde gülümseyerek gemiye davet etti. Elindeki listeden Emma'nın karşısındaki boşluğu işaretledi. Gemi bu şehre yanaşması imkansız denebilecek kadar muazzamdı. Ahşap merdivenler ve ışıltılı avizeler koridorları süslüyordu. Odamı görmek için sabırsızlanıyordum. Karşıma çıkan ilk görevliye biletimi gösterdim. "geçen sefer memnun kaldığınız için size aynı kamarayı verdik" dedi adam. Demek Emma'nın bu gemideki ilk yolculuğu olmayacaktı.
Teşekkür edip odamı kendi başıma buldum. Denize bakan, balkonlu, hoş kokulu...Dolaba eşya yerleştirme telaşı olmadan seyahat etmek ne hoş.
Ah bir bilseniz Emmanın kim olduğunu, hayret edersiniz. Ben öyle hazırlıksız bir anımda öğrendim ki, elim ayağım birbirine dolandı. Nasıl oldu anlatayım.
Gemi güzeldi, hele benim gibi ölümü tadan ama henüz yemeyi bitirmeyen biri için muazzam güzellikteydi. İçinde bulunduğum durumdan dolayı aşırı tüketme eğilimi gösteriyordum. Dünyada karşıma çıkan her türlü güzelliği tüketirsem öteki tarafa huzur içinde göç edebilecekmişim gibi. Haliyle gemide mükemmel bir akşam yemeği yemek için koşar adım yemek salonuna ilerledim.Gemi bir kaç saat önce hareket etmiş, yolcular yavaş yavaş salona gelmeye başlamışlardı. Yemeğimi sipariş ettim. 4 kişilik masamda tek başıma beklemeye koyuldum. Salon iyice dolmuştu ki, garsonun elindeki yemek tabağıyla benim masama yöneldiğini gördüm. Günün spesiyali olan lotus yaprağında pekin ördeği... Aynı anda yaşlıca bir adam salonun ortasında yer alan pianonun yanında belirdi. Elinde kablolu mikrofon tutuyor bir yandan kabloyu çekiştirip öte yandan ses kontrolü yapıyordu. Sesi istediği seviyede ayarlayınca söze "baylar, bayanlar" diyerek başladı ve içinde Emma'ya övgüler yağdıran bir dizi cümle sıraladı. Sözlerini ve bakışlarını bana yöneltmişti. Telaşlandım. Bana bakan kalabalığı başımla selamladım.Yaşlı adam susmak bilmiyordu. Böyle uzun bir girizgahın bir felakete sebep olacağı belliydi.Olan oldu.Emma müziğini icra etmek için pianonun başına davet ediliyordu.Çaresizdim.Afallamıştım.Madem Emma geminin sanatçısıydı, beni nasıl o sanabilirdi ki bu insanlar.Görünüşümüz bu kadar benziyor olabilir miydi.Yapmacık bir nezaket takındım tavrıma.Ağır adımlarla ilerledim ve sandalyeye oturdum.Parmaklarım titriyor, vücudum soğuk soğuk terliyordu.Nasıl başardım bilmiyordum ama o gece ilk kez piano çaldım ve sanırım herkesi kendime hayran bıraktım.
Yolculara, efsanelere konu olan prenses Zeldanın melodisini çaldım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder