23 Eylül 2012 Pazar

23- Fotosentez

" bana ölmemi emretmişti. ama ben ölmedim. çünkü dinlediğim masalların hep en keyifsiz yanıydı ölüme dair olanlar.
hatta canımı cehenneme göndermek istemişti. ama ben canıma sıkıca tutundum. gitmesine izin vermedim. ölmemi emretmişti,
ben de ölmedim. onu reddettim.
acaba bu yüzden mi lanetlendim. "
Rimskynin siirinde bahsettigi ben olabilirdim. Lanetli bir kadin.
Yine yola koyuldum, ait oldugum topraklari bulmak umuduyla, yolda benimle ayni soydan gelen biriyle karsilasmak umuduyla, beni taniyan biriyle karsilasip onu taniyamama kaygisiyla...

Artik Cecilia olmak zorunda degildim.bu beni biraz olsun rahatlatmisti. Bu mavi ev, bu zincirli kopru, devekusu ciftligi... Hic bir cagrisim yapmiyordu. Uzakta olduğumun farkındaydım ama kaybolmuş gibi de değildim. Geri dönememe kaygısı taşımıyordum. Bu safhayı çoktan geçmiştim. Leylek gibiydim bir bakıma. Leyleklerin de göç ederken, kaybolmaktan korktuklarını sanmam. Öyle olsa, elektrik tellerine takıldıldığı için ölenlerin sayısı, korkudan ölenlerin sayısından daha az olurdu kuşkusuz. Zavallılar. Biz aydınlanacağız diye...

"onu reddettim. acaba bu yüzden mi lanetlendim?" bu şiir Rimsky'yi hatırlattı bana. Gözü dönmüş kaçık bir adamın mahzeninde geçirdiğim onlarca gün canlandı gözümün önünde. Bu mısraları da bizi hapsettiği o yerde mırıldanmıştı. Bana bakarak, sanki herşeyi anlamaya yeni yeni başlamış gibi düşünceli. O an gözlerimin içine baktığının farkında bile değildi belki. Kaçık bir zavallıydı Rimsky. Beni o korkunç karanlığa hapsettiği için ondan hep nefret edeceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder