Otel odasında sahipsizliğimin ev sahipliği yaptığı yerdeydim ki ben hep kendim olmakla övünmüş biriydim. "canımı yolda mı buldum?" diye soran kişinin küstahlığıydı bendeki. Ne o canını kendi emeğiyle edinmişti ne ben kendim olma vasfına üstüm çabalarım neticesinde ulaşmıştım. Kim olduğumu bir hatırlasam, giderdim evime. Evim çok uzakta gibi. Bir ülkenin, bir şehrin, bir köyün içinde. bahçe içinde yada apartman tepesinde. yemek saati geldi. Bizimkiler yemeğe beklemiş midir beni?
Restorana indim. Yolculuğun başlangıcındaki iştahım kalmamıştı. Ne zaman gideceğini bilmediğin zamanlarda uzun sürecek bir işe başlamak istemezsin ya hani... yemeğe başlamak istemedim. Garson sipariş için geldiğinde günün çorbasını istedim. Pancar çorbası, bir parça zeytinli ekmek, çok az salata. bir kaç yudum su. hepsi bu kadardı. Victor'u düşündüm. yerimde olmak isterdi herhalde. Gün içinde yaşadıklarımı gözden geçirdim. Bir günlük tutmaya niyetlendim. Eğer ömrüm bitmeyecekse şuracıkta, yaşadıklarım başkalarının ilgisini çekebilirdi. Ama yazmak istemedim. Yine aynı sebepten. Ne zaman gideceğimi bilmediğim zamanlarda uzun sürecek bir işe başlamak istemeyişimden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder