28 Mayıs 2012 Pazartesi

17- Turist Tarifesi

Bu adam çıldırmış olmalı. Başdöndürücü yükseklikte, oturduğu yerden bacaklarını boşluğa salacak kadar fütursuz, yardım çağırmak yerine ses kaydı yapacak kadar tuhaf. Bir insanın bu hale gelmesi için Tanrı'nın içindeki endişeyi söküp alması gerek. Yine de gelmiş olmama sevinmiş görünüyordu. Ya da ben öyle sandım. Meğer içecek bir şeyler getirmemi, ve birlikte manzara keyfi yapmayı hayal ediyormuş. Gözlerinde gördüğüm sevinç, içecek umudunun ışıltısıymış. Onu bulunduğu yerden tek basıma çıkarmam olanaksızdı. Az ilerideki yol çalışmasında çalışan işçilerden yardım istedim. Victor, sarkıttığımız halatı beline sıkıca bağladı ve yukarı çekerek onu kurtardık. Yüzü kan içindeydi. Belli ki birileri onu hırpalamıştı. Omuzlarındaki tozu elinin tersiyle silkeledi. Önce işçilere onu kurtardıkları için teşekkür etti her biriyle tokatlaştı. İşçiler merak içindeydiler. Yine de bir şey sormadılar. Belli ki olası bir suç durumunda, şahit olarak ifade verme ihtimali, şehirli her insan gibi onların da bilinç altında yanıp duran bir uyarı lambasıydı.
İşçiler geri döndüler. Victor ve ben kaldık.
"çok teşekkür ederim tracy. Sen olmasan kimse beni kurtarmaya gelmezdi. Unutularak ölecektim bu köprüde."
"rica ederim. Mutlaka birileri gelirdi. Ben artık gideyim. Basını derde sokmamaya çalış olur mu?"
"çok kolay olmayacak ama denerim."
Gülümsedim. tracy rolü beni zorladığından konuşmayı uzatmak istemedim. Tracy'nin nerede ne cevap vereceğini ben nerden bilebilirdim. Taksinin geldiği yönde yürümeye başladım.
"hey tracy! Tekrar teşekkürler. Philipi görürsen selam söyle."
Yaklaşan araçlar arasında boş bir taksiye denk gelmeyi umuyordum. Bir yandan da yağmur çiselemeye başlamıştı. Şehrin sarı taksilerinden döşemeleri en temiz ve en mis kokulu olanına denk geldiğimi sanıyorum. Gecen seferkinin aksine, hoş sohbet bir şoförle yolculuk ettim. Yol üzerinde devasa büyüklükte iki fabrika vardı. Yolun karşılıklı iki yanına konuşlandırılmışlardi. Vardiya değiştiren işçiler yol kenarındaki otobüs durağında beklemekteydi. "büyük fabrikalar" diye mırıldandım. Büyükten de öteydiler. Daha önce böylesini hiç görmemiştim. Neden gelirken farketmemiştim? Olamaz! Farklı yoldaydık. Köprüye gelişim bu kadar uzun sürmemişti ki zaten.
Düşündüm de, otele gitmek veya bu taksiciye sohbet ederek varacağım yeri bilmediğim yola devam etmek... Ne farkeder ki?
Uzun suren sessizlikten rahatsız olmuştum. Bir konu açmak istiyordum. "ne fabrikası bunlar?"
"anlaşılan buralı değilsiniz. Anlamıştım zaten. Sehrimizde yaşayan herkesin yolu bu fabrikadan geçmiştir. Dilerseniz sizi oraya götürebilirim. "
"beni bu yüzden mı farklı yoldan getirdiniz? Fabrikayı gezdirip benden para istemek için mı? Hayır beyefendi, şehrinizde bana rehberlik edeceğiniz başka yerler varsa gezebiliriz ancak bir fabrika gezisi su an en son isteyeceğim şey."
"kusura bakmayın hanımefendi ama gördüğünüz gibi insanlar pek taksi kullanmıyor bu şehirde. Biz de aracımıza aldığımız müşterileri turistik güzergah üzerinden götürüp para kazanmaya çalışıyoruz."
"turistik mi! Ciddi olamazsınız! Tarihi yapıları, doğal güzellikleri, müzeleri filan yok mu? Bu yalnızca bir fabrika. Biraz büyük bir fabrika ama turistik olduğunu göstermez"
"ne üretildiğini merak ediyordunuz değil mi?"
tam bu sırada kulağım radyoda yapılan anonsa takıldı. tv starı Wendy'nin bilinmeyen bir sebepten dolayı rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldığı son dakika haberi olarak veriliyordu. Bu haber taksicinin dikkatini çekmişti. Bir an gözlerini yoldan ayırıp radyoya baktı. Sanki yayını yapan sunucuyu görecekmiş gibi.
"bu mümkün mü?" diye mırıldandı taksici?
mümkün olamayacak olan neydi peki? Wendy denen kızın hastalanması mı, bu haberin radyoda yayınlanması mı yoksa şehirde fabrika dışında gezilecek mekanların bulunması mı?
Duman bürüdü şehri
sonra göremezleşmiş gözlerimizi
en son ceviz biçimli beyin kıvrımlarımıza sindi
duman gibi çektik ömrü
nefes nefes soluyup verdik sonra
haketmeyen ruhlara
ah Nefes'i anlamak
ılık bir esintiyi çekmek burun deliklerinden
portakal kokulu bir taksinin açık penceresinden

2 yorum:

hande dedi ki...

offf üçüncü köprüde harikaydı! bu da öyle! hepsi gözümde canlanıyor ve bana bazı şeyleri hatırlatıyor. not alıyorum sanada bahsetmek üzere! burada olmaz, aramızda çünkü..

elif dedi ki...

Biliyorum bazen anlatmak istediklerim cok karisiyor. Notlarini merak ettim, az sonra senin bloguna misafirlige gidecegim. Aramizda:D

Yorum Gönder