eskicilerde bir koku olur ya hani, naftalin gibi amonyak gibi toz gibi bir koku. eski kıyafetler ve eski plaklar, bavullar ve sandıklar içine tıkılmış hayatçıkların kısa özetleri.
işte bu tanıştığım eskici her bir eşyanın kime ait olduğunu biliyor. adamlarla pazarlık ederken kim olduklarını öğrenip ona göre değer biçiyor. satarken de ona göre satıyor. bu durumdan çok karlı çıktığını sanmam. çok para kazanmaya ihtiyacı da yok gerçi. aylık ulaşım ve barınma masraflarını karşılayacak kadar kazanması yeter. küçük evinin büyükçe bölümünü depo olarak kullanıp, haftanın iki günü kentin işlek pazarlarında satış yapması yetiyor. bir de tren makinistleri, içinde eskileri taşıdığı çuvallara garip garip bakmasa.
hayranıkla dokunduğum bir antikanın fiyatını sordum. bir şey söylemedi. çok sevmiş olmalı. satmak istemiyor diye düşündüm. fiyat söylese alacakmıydım ki.
Dayanamayıp sordum ya eskilerden birini çok severse, yine de satarmıydı diye. başkasının benden çok sevme ihtimali yokmu sence diye sordu bana. Doğru tabi ama ona ne ki başkalarından. güldü bir süre. sonra birşeyler mırıldandı, deyim gibi. anlamadım bende. kapıya yöneldim. hoşçakalmasını temenni edip çıkacaktım ki "satardım" dedi. bu meslek insanı öyle yapıyormuş.önce başkalarının eskileriyle mutlu olmaya çalışıyormuşsun.sonra onlar senin eskilerin oluyormuş.her parçayı satışında için acıyormuş önce.sonra gelen parçaları sahiplenmemeyi öğreniyormuşsun.
Eskici ya biraz sarhoştu yada fazlaca yaşlı. Her halükarda sohbete değer bir amcaydı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder