3 Kasım 2011 Perşembe

Telefon Kulübesi

henüz gün doğmamıştı.komşunun alarmı çalmaya başladı.bu ülkede ne kadar ev edindiysem, hepsinin duvarları ses yalıtımı konusunda işlevsizdi.tıpkı burası gibi.
Taşındığımdan ve komşumun her sabah saat 5de uyandığını keşfettiğimden beri telefonumun alarmını kurmuyorum.genellikle alarmı duyup yoksayıyor ve 2 saat daha uykuya devam edip işe gecikiyorum.olsun.rutinim böyle.buna kültür farklılığının yol açtığını, biz Türklerin geç kalan tipler olduğunu filan anlatıyorum arkadaşlara.
Bu sabah tam olarak aynısı olmadı.yine geç kaldım ama farklı bir sebebi vardı.5deki alarma kulak asıp, zaten gözlerimi açık bir şekilde tavana sabitleyerek uzanmakta olduğum yataktan doğruldum.yarım saat içinde normal görünüşümü takınıp evden çıktım.yağmurlu ve soğuk bir sabahtı.Bu da buranın rutini.
her zamanki yolda ilerlerken, yine geç kalmışım gibi acele ediyor, büyük adımlarla sokağı kat ediyordum.aklımda türlü düşünceler vardı ki şu an ne olduklarını hatırlasam dahi burada değinmeyi yazının gidişatı için edişelendiğimden uygun bulmuyorum.-ne yazacağımı bilmediğimden değil, vazgeçip silmekten endişe duyuyorum-
sokağın sonuna vardığımda, her zamanki gibi yolun karşısındaki durakta beklemek yerine, henüz kepenkleri açılmamış pizzacının önündeki telefon kulübesine gittim.bunlardan birini daha önce hiç kullanmamıştım.hayli karışık cihazlar.son model cep telefonlarımızı kullanmak bunlardan çok daha kolay.her makinede olduğu gibi bunları da kullanırken çeyrekliklere ihtiyaç duyacağımı biliyordum.neyse ki çeyreklikleri cüzdanımın ayrı bir gözünde biriktirmeyi alışkanlık edindim de, bu gibi durumlarda kolaylıkla makineleri besleyebiliyorum.
bir dizi ülke kodu girdikten sonra sıra aramak istediğim numarayı tuşlamaya geldi.ezberimde olan, sırf ezberlemek için cep telefonuma kaydetmediğim, her lazım oluşunda aklımdan çevirdiğim numara.evet emindim bir yerlerinde 3 bir yerlerde 8 vardı ama hangi rakam tam olarak neredeydi.ne kadar zaman oldu ki bu numarayı çevirmeyeli.bir yıl mı iki mi hayır ancak bir kaç ay olmalı.hem ne kadar oldu ki ben bu şehre geleli.en fazla bir kaç hafta olmalı.
keşke çeyrekliklerimi makineden kurtarmanın bir yolu olsaydı.belki de denemeliydim.bu saatte, üstelik karanlığa ve yağmura rağmen beni buraya getiren güç her neyse, denememi istiyor olmalı.
en azından bir an için böyle bir saçmalığa inanmak istedim.aklıma yatan en doğru kombinasyonu tuşladım.sanki yanlış bir rakamı tuşladığımda telefon bunu farkedemeyecekmiş gibi hızla tuşladım rakamları.telefonun girdisi rakamlar değil de, daha çok kimi aramak istediğimin bilgisiymiş gibi.
hiç beklemeden açtı karşı taraf.yemin ediyorum, kalbimin durduğuna inandığım bir andı.sahiden durmuş olamaz elbette.çünkü hiç tanımadığım bir sesin bana isteksizce alo deyişini gayet net duyduğumu hatırlıyorum.vakit kaybetmeden ahizeyi kapattım.beni yanıltan hafızama kızgın değildim.ama emindim, biri benimle dalga geçiyordu.biri iç güdülerimi kontrol ediyor ve bana anlamsız işler yaptırıyordu.
eve döndüm.pijamalarımı giyip, dağınık bıraktığım yatağa uzandım. 1 saat kadar sonra işe gitmek için uyandığımda, beni bu yaptığıma inandıran, cüzdanımda eksilen çeyreklikler ve henüz kurumamış saçlarımdı.

2 yorum:

hande dedi ki...

yaa çok özledim seni ben onu anladım. uzun olmasına çok sevindim. böyle yazılarını çok seviyorum elif. arada küçük şeyler yakalıyorum ve sade, abartısız cümleler. beni başka yerlere götürüyolar! kız ne yapıcak aklından ne geçiyor diyorum:)

elif dedi ki...

ben de özledim.bazen hiç dönemeyeceğimi düşünüyorum.belki sen gelirsin :) yada ben Almanyaya.
bazen sade cümleler yazmak çok zor geliyor bu yüzden yorumun beni çok mutlu etti:) kelimeleri kurcaladıkça içleri boşalıyor sanki.
şimdi senn bloguna geçiyorum.orda görüşürz :)

Yorum Gönder