Hayır, Diego ve Louis'in gidişinden sonra Hintli arkadaslar edinmedim. Lobide öylece oturdum. Düşündüm ve bekledim. Sebepsiz bir bekleyisti ama lobi demek biraz da beklemek demekti. Bu yüzden bekledim. Sensorlu kapının her açılışında tanıdık bir yüz umuduyla bakışlarımı kapıya yönelttim. Tanıdık kimse gelmedi. Hatta yeni müşteri bile gelmedi. Yalnızca otel çalışanları vardı. Bir süre sonra hintli turistler de gitmişlerdi. Sehir turu yapmaya yada hediyelik eşya dükkanına. Sonra bir cay istedim. Kafe'ye gidebileceğimi orada farklı cay çeşitleri olduğunu söylediler. Aynı kiz elime bir de sehir rehberi tutuşturdu. Gülümseyerek cay getirmesini rica ettim. Elinde çayla göründü bir süre sonra. O an beynim anlamsız düşünceler pesinde koşturuyor olmasa, Fiona'nin -adını gömleğine ilistirdigi yaka kartından öğrendim- bana eşlik etmesini isteyebilirdim. Fakat o esnada muhtemelen, lazer ışınlariyla korunan bir Müze'den nadide bir parçayı çalmak üzere görevlendirilmiş bir casus oldugumu filan hayal ediyordum.
Tahammül edemediğim seyler Listesi yapıyor olsaydım, mutlaka bayat cay bu listeye dahil olurdu. Bayat çayımdan bir kaç uyudum aldım. Şimdi de içeceğine zehir katılmış saf bir kız oldugum hayaline kapılmıştım. Bütün bu hayallerin tek açıklaması vardı. Uyumalıydım. Rahat koltuğumda, yukarıdan sıcak bir meltem gibi üfleyen havalandırmanın etkisiyle bakışlarım iyiden iyiye söndü ve uykuya daldım. Kıskacık suren tatlı bir uyku.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder